ADELL YK ÜYESİ DR. ERCAN TOPÇU'NUN "BİR HAYIR MÜESSESİ OLARAK İSTANBUL SEBİLLERİ VE SALİHA SULTAN ÇEŞME-SEBİLİN YAPILIŞ HİKAYESİ" MAKALESİ

BİR HAYIR MÜESSESİ OLARAK İSTANBUL SEBİLLERİ VE SALİHA SULTAN ÇEŞME-SEBİLİN YAPILIŞ HİKAYESİ

Giriş :

Sebil kelimesinin karşılığı birçok sözlük ve ansiklopedi de geçmektedir.

Türk Dil Kurumu’nun hazırladığı Türkçe sözlükte 1.Kutsal günlerde  karşılık beklemeden hayır için dağıtılan içme suyu 2. Genellikle camilere bitişik özel biçimde yapılmış, karşılık beklemeden ,hayır için içme suyu dağıtılan taş yapı, sebilhane şeklinde  tarif edilmektedir.

( Türk Dil Kurumu, 1988)

Şemseddin Sami Kamus-ı Türki’de Sebil kelimesini 1.Yol, tarik, cadde; ebna-yı sebil =yolcular ; fisebilillah  = Hak yolunda, sevap için, hayrat olarak. 2.Cadde üzerinde ve fisebilillah olarak ebna-yı sebile  müheyya su bulundurmak  üzere  yapılan bina-yı mahsuski pencerelerinde  daimi surette su ile dolu maşrapalar bulundurulup  gelen geçen içer.

  1. Sokaklarda kırba ile su gezdirip meccanen içirmek üzere bir vakıf ve hayrat tarafından ödenmiş adamın dağıttığı su şeklinde tarif edilmektedir.( Yavuzarslan, P. ,2010 )
  2. Esad Arseven Sanat Ansiklopedisinde sebillerden şöyle bahseder ; ” Yollar üzerinde, gelip geçenlerin su içmeleri için yapılan binalardır ki pencerelerinde daimi surette su ile dolu maşrapalar bulundurulup gelen geçen parasız olarak bu suları içerlerdi. Sebiller umumiyetle yuvarlak ve üstü kubbe ile örtülmüş küçük bir odacık şeklinde olup cepheleri büyük pencere şeklinde açıktır. Pencerelerinin iki taraflarında ki sütunların arasına gayet müzeyyen şebekeli tunç parmaklıklar konulmuştur. Bu parmaklıkların altında ve terden bel irtifasına kadar olan duvarın üstünde  parmaklığın alt kısmına  maşrapa geçecek kadar  aralıklar bırakılmıştır. Bu gözler adedince  küçük bakır veya pirinç taslar  saplarından, uzun birer zincirle  mezkur parmaklığa  bağlanmış olup  bunlar boşaldıkça  içeride daimi surette oturan  sebilci tarafından  doldurularak  isteyenlerin istemesine  hazır bulundurulurdu. Sebiller, gelip geçenlere  parasız su vermek  üzere hayrat olarak  yapılan müesseselerdi ki  hemen hemen her caminin yanında  bir sebil inşa olunurdu. Bu sebillerin Ayasofya’daki Sultan Ahmet Sebili gibi çeşmeli olanları da vardır. Bunlara sebilhane denir. İhtisar edilerek sebil denilmiştir.” ( Arseven, C. E. ,1952 ) Resim 1

“Resim 1 –  Sebil, 19.Yüzyıl Osmanlı Dönemi Kartpostal Adell Armatür Koleksiyonu”

Sebil veya Sebilhaneler şehirlerde sokak halkının gelip geçerken parasız ve kolaylıkla soğuk ve temiz bir su içebilmesini temin için düşünülmüş ve binalardır.

Sebiller işlek sokaklar üzerinde  türbe, imaret, okul, veya caminin tamamlayıcı bir parçası gibi bunlardan birinin cephesinde veya bir köşesinde yer almışlardır.( Çetintaş, S. ,1944 )

Birçok sebil üzerinde eserin banisi (yaptıranı ), inşa veya tamir tarihi, ustası gibi bilgileri ihtiva eden ve veya su,  sebil, Allah yolunda verilen sadaka ile ilgili ayet-i kerime ya da hadis-i şeriflerin yazılı olduğu bir kitabe mevcuttur. Çoğunlukla  suyu çağrıştırdığı için “Celi  Sülüs”  veya  “Celi Talik” yazı çeşitleriyle yazılan kitabelerde ayet-i kerimelerden  “ Ve  ce’alna mine’l mai külli şey’in hayy “- Canlı olan her şeyi sudan yarattık.( Enbiya , 30), “ Ve Sekahum  Rabbühüm  şeraben tahura “-Rableri onlar tertemiz bir içecek sunar. (İnsan, 21), “ Aynen yeşrabu biha’l- mukarrabun “- O, Allah’a yakın olanların içecekleri bir pınardır. (Mutaffifin, 28),  “Ayne fiha tüsemma selsebila” – Bu orada bir pınardır ki ona selsebil denir. (İnsan, 18 ) ve  hadis-i şeriflerden  “ Hayrü’l-mal ma unfike fi sebililah”- Malın hayırlısı  Allah yolunda infak edilendir, yazılıdır. ( Özkafa, F. ,2010)

Hayır Müesseseleri İle Sebillerin Türk  - İslam Kültüründeki Yeri

İslam Dininde ister insan ister hayvan veya bitki olsun canlıların faydalanması için Allah’ın rızasını gözeterek karşılık beklemeden bir takım iyiliklerin yapılması, hayır müesseselerinin açılması Kuran-ı kerim ve Hadis-i Şerif’lerde sıkça üzerinde durulan önemli bir konudur.

 Kuran-ı Kerim’de Bakara Suresi 148. Ayette geçen  “Haydin hep hayırlara koşun, yarışın” bölümleri bunu güzel bir örnektir. Yine  “ malın en hayırlısının Allah yolunda harcanan” olduğunu belirten hadis-i şerif ve ayrıca Ebu Hureyre ( r.a.)’den rivayet edilen ve hayır müesseselerini teşvik eden çok önemli bir hadis-i şerif bulunmaktadır. Ebu Hureyre ( r.a.) demiştir ki: Resulullah ( s.a.v. )şöyle buyurdu: “ insan vefat edince ameli kesintiye uğrar ( amel defteri kapanır ) : ancak şu üç amelden biri müstesna. Sadaka-i cariye yahut faydalanılan ilim veyahut kendisine hayır dua eden Salih evlat.” (Muslim, Vasiyyet 14 ) hadisteki sadaka-i cariye; devam eden, sürekli sevap getiren sadaka demektir. İnsanlara faydası devamlı ve cari olan hayır işleridir. Sadaka ve zekatını insanların umumi hayrına sarf edip devamlı ve kalıcı şeylere vesile olmaktır. Yol, köprü, cami, çeşme, mescit, aşevi, huzur evi gibi vakıf müesseseleri ve bunları en verimli ve hayırlı işlerde kullanacak nesillerin yetişmesi için yurtlar, yuvalar, mektepler ve müesseseler yapmak vb. hayır işlerinin hepsini ihtiva etmektedir. (Nevevi, 2009 )

Hayır müesseseleri içinde su yapılarının ayrı bir yeri vardır. Genellikle  “ Hayrat“ olarak isimlendirilen çeşmeler, sebiller, şadırvanlar, su kemerleri, hamamlar, fıskıyeli havuzlar Osmanlı Dönemi’nde sıkça rastlanan hayratlar olarak görülmektedir. Bunda İslam Dininin

ciddi teşviklerinin rolü büyüktür.

“Resim 2 – 19.Yüzyıl Osmanlı Dönemi Kartpostal ( Adell Armatür Koleksiyonu )

İslamiyet suya büyük önem vermiş ve insanlara su sağlamanın sevabı çok olan hayır işlerinden biri olduğunu kabul etmiştir. Hz. Peygamber ( s.a.v. )  “ Sadakanın en faziletlisi su teminidir “ (Ebu Davud, Zekat, 41 ) Resul- i Ekrem ( s.a.v. ) ‘in bu konudaki teşvikleri, başka hadislerde de dile getirilmiş, ashaptan durumu iyi olanlar toplumun su ihtiyacını karşılamak için kuyular vakfetmiştir. ( Eyice, S. 1993 ) İlk su kuyusunu Hz. Osman ( r.a. ) vakfederek İslam tarihinde ilk sebil hayratına öncülük etmiştir.

Sebiller genelde hayır sahibinin külliye olarak tabir edilen mektep ( okul ), kütüphane,  mescit, çeşme, sebil, hamam ve aşevleri olarak bir bütün olarak yaptırdığı binaların ayrılmaz birer parçasıdır. Hayırseverler sadece binaları yaptırmakla kalmayıp buradaki hizmetlerin devamı için  “ akar “ olarak tabir edilen birtakım gelir getiren çarşı gibi yapılar yaptırmışlardır. Kira gelirleri buralara kullanılmıştır.

Kurulan vakıflar ile bu hizmetlerin nasıl yapılacağı, kira gelirlerinin nasıl  bölüşüleceği kayıt altına alınmıştır.

Su  kutsal bir varlıktır. “Canlı olan her şey sudan yaratılmıştır. “ ( Enbiya, 30 ) Resim 03

“ Resim 3 Tuğra formunda Celi sülüs hat eseri-Hattat Hasan Çelebi -2009 “ Ve canlı olan her şeyi sudan yarattık. “ ( Enbiya 21 /30 ) ( Adell Armatür Koleksiyonu )

Su hayatımızda vazgeçemeyeceğimiz bir nimettir. Su temizlik ve ibadetler için  gündelik yaşantımızda çok önemli olduğu gibi ayrıca günlük olarak belli bir miktar  suyu da içmek zorundayız.

Gündelik  yaşam  kültürümüzde büyüklerimiz suyla ilgili  iki  hususun çok önemli olduğunu biliyorlardı. Su israf edilmez,  Su talep edenden esirgenmez. Susayan bir insanın susuzluğunu gidermek sevapların en büyüklerinden sayılmıştır. İnsanlar neredeyse hayrat yaptırmak için birbirleriyle yarışmışlardır. İşte bu nedenle hayrat çeşmeleri , sebiller ve diğer su tesisleri İstanbul’da o kadar çok  yapılmıştır ki  “ Üç imparatorluğa başkentlik yapmış olan İstanbul, Osmanlı Dönemi’nde yapılan  çeşmeleri ,sebilleri, hamamları, şadırvanları, su kemerleri,  su yolları, bentleri, fıskiyeli havuzları ile  Roma ve Bizans döneminde yapılan su kemerleri, sarnıçlar, ayazmalarla su uygarlığının başkenti “ haline gelmiştir. Resim 4

“Resim 4 – Eyüp Sultan çeşme ve sebili, 19.Yüzyıl Osmanlı Dönemi Kartpostal ( Adell Armatür Koleksiyonu )

Hayratların yaptırılmasının kuvvetli teşvikleriyle İstanbul’da binin üzerinde hayrat çeşmeleri vs diğer su tesisleri yapılmıştır. Malik Aksel  bunu “ Bizans’ın bin yıldır sarnıç ve mahzenlerde hapsettiği sular fetihten sonra sebiller, selsebiller, şadırvanlar, çeşmeler, fıskıyeli havuzlar, serdablar ve bentlerle  hürriyetine kavuştu .”  şeklinde  ifade etmişti.( Ayvazoğlu, B.,2011 )

İstanbul Sebillerinin Dağılımı, İstisnai Özellikteki Sebiller Ve Sebil Yaptıranların Evsafı

İzzet Kumbaracılar İstanbul’da 1938 yılında yaptığı çalışmada 125 ( Yüz yirmi beş ) sebil (Kumbaracılar,1938 ) , Ömer Faruk Şerifoğlu 1995 yılında 143 ( Yüz kırk üç) sebil tespit etmiştir.( Şerifoğlu,1995 )

Bilinen en eski sebil  1495 yılında  Sultan  II. Beyazıd zamanında Şeyhülislam Seyyid  Hamideddin efendi  tarafından  yaptırılmış olan Efdalzade  Sebili’dir. İstanbul’da en son yapılan sebil 1896 yılında saray görevlilerinden Nermidil Kalfa tarafından yaptırılan  Pazar Tekkesi Sebili’dir.

Genelde sebiller mimari taş yapılar iken Arap zade sebili ahşap yapılıdır. Devrin padişahının ibrikten eline su döktüğü  büyük mutasavvıf ve din alimi,  hak dostu Aziz Mahmut Hüdai Efendi’nin Üsküdar’da yaptırdığı sebil  günümüzde hala su içilebilen tek sebil olup bakımlı ve temizdir, içinde kuyusu bulunmaktadır.

 

 

 

 

Topkapı Sarayı girişindeki Sultan III. Ahmet Çeşme ve Sebili, Resim 5

“Resim 5 – 19.Yüzyıl Osmanlı Dönemi Kartpostal (Adell Armatür Koleksiyonu )

Azap kapı  Saliha  Sultan  Çeşme ve sebilinde  çeşme ve sebiller  aynı mimari yapıda birlikte bulunmaktadır. Resim 6 bknz.

“Resim 6 - Azapkapı Saliha Sultan Çeşme ve Sebili Minyatürü, Gaye Özen, 2010              (Adell Armatür Koleksiyonu)

 

Sebil yaptıranların evsafını Kumbaracılar 1938 çalışmasını kaynak alarak tetkik ettiğimizde sebilleri en çok yaptıranların meslekleri ve yaptırdıkları sebil sayıları sırasıyla; Sadrazam ve paşalar 40 adet, çoğunluğu kızlar ağası olan  saray görevlisi erkekler 23 adet, Saltanat ailesi mensubu Padişah anaları, eşleri ve kızları 15 adet, Padişahlar 14 adet,  İlim erbabı 14 adet,  yaptıranın belli olmadığı sebiller 11 adet, Saray görevlisi kadınlar 4 adet,  Esnaflar 2 adet, Hekimler 2 adet olduğu görülmektedir. ( Kumbaracılar, 1938 )

Engin Özdeniz İstanbul’daki Kaptan-ı Derya çeşme ve sebilleri adlı kitabında Osmanlı Dönemi’ne ait Kaptan-ı Derya, Kaptan, Tersane Kethudası, Tersane Emini, Tersane Çavuşu ve Bahriye Nazırı gibi denizcilerin hayır için İstanbul’da toplam 21 adet Sebil yaptırdıklarını belirtmektedir. ( Özdeniz, E. ,1995 )

Özellikle saltanat ailesi ve saray çevresinin genellikle sadece sebil yaptırmakla kalmayıp Cami,  çeşme, medrese, külliye, hamam gibi hayratlar ve sebilleri birlikte yaptırdığını, o günün harcamalarına göre bu inşaatların maliyeti yüksek olduğundan belli bir gelir grubunda olan saray ve çevresi ahalinin hayratların yapımında öncü olduklarını ve halkı teşvik etmek için de başı çektiklerini söyleyebiliriz.

11 adet sebilin kimin tarafından yapıldığının bilinmemesini iki türlü açıklayabiliriz. Eserin banisi isminin bilinmemesini özellikle istemiş veya  kitabesi  kaybolmuş olabilir.

Sebillerin yapıldığı dönemleri tetkik ettiğimizde 15. Yy da 1 adet, 16. yy. da toplam 23 adet, 17. yy. da 33 adet, 18. yy. da 32 adet, 19. yy. da 24 adet ve yapım tarihi bilinmeyenlerde 12 adettir. (Kumbaracılar,İ.,1938 )

Azapkapı Saliha Sultan çeşme ve Sebilinin yapılış Hikayesi

Aslen Eski İstanbul’ da Azapkapı semtinde( şimdiki Karaköy – Tersane caddesi, Unkapanı köprüsünün olduğu yerler) birgün bir kız çocuğu çeşmeden eve su getirmek için testisiyle çeşmeye gelir. Su doldurma esnasında testiyi düşürür, toprak testi kırılır. Çocuk ağlamya başlar. O esnada o yoldan arabayla geçmekte olan Sultan II. Mustafa’ nın annesi Gülnuş Valide Sultan arabasını durdurur, ağlamaması için çocuğa bir miktar para verilmesini ister. Çocuk parayı kabul etmez, ben testi için değil bana verilen görevi yerine getiremediğim için ağlıyorum der. Bu cevab çok hoşuna giden Valide Sultan kızın ailesiyle görüşerek kızı sarayda yetiştirmek üzere izin ister.

Saliha isimli bu çocuk büyüdükçe aklı, zerafeti ile haremin gözdeleri arasına gelir. Evlenme çağına geldiğinde valide Sultan onu oğlu Sultan II. Mustafa ile evlendirir. Padişah eşi olan Saliha Sultan bir müddet sonra hamile kalıp döşekler içinde yatarken bir gün Azapkapı’ da başında testiyi kırdığı çeşmeyi hatırlar. Sarayın ihtişamı ve her istediğinin yerine getirilmesine alışan Sultan bu çeşme yerine her iki yanda mermer beyaz çeşmelerle ortada çok nefis yazlarla tezhip edilmiş olan sebilin olduğu bir eseri hayal eder. Saliha Sultan’ın oğlu Sultan I. Mahmut tahta çıktığında annesinin bu dileğini yerine getirerek bu muhteşem eresi yaptırır.

Bir su testisi deyip geçmemek lazım?

Kırılan bir su testisinden Allahın izniyle önce Padişah eşi ,sonrasında padişah annesi olma şerefini yaşamak her kula nasip olmaz.

Saliha Sultan çeşme ve Sebili günümüzde maalesef kendisini gösterememektedir. Son dönemde yapılan restorasyon ile abidevi bir mimari yapı olarak insanlara gülümseyen bu sebil yol çalışmalarına ve köprü çalışmalarına kurban gitmiştir. Bugün ise metro köprüsü ile üçüncü kez adete hapsedilmektedir. Yine de bütün bu olumsuzluklara rağmen Unkapanı köprüsü yüzünden boynu bükük olarak yoldan geçenleri selamlamaktadır.

Lütfen Unkapanı köprüsünden Taksim çıkışlarınızda veya Karaköy – Beşiktaş’ a geçişlerinizde bu sebili görün.

 

 

Sebillere Su Temini, Sebil Görevlileri ve Sebillerde kullanılan Tas ve Maşrapalar

Sebillerde dağıtılan içme suları iki şekilde temin edilirdi. Birincisi sebilhane içerisine Kırk çeşme veya halkalı su kaynaklarından su yolu çekilerek bina içerisinde bir çeşme yapılır, veya su kuyusu açılarak su temin edilirdi.

Bu imkanı olmayan sebillerde ise içme suları atlı veya yaya sakalarla İstanbul’un içimi kolay Kaynak sularından (memba suları ) kaynağından Göztepe, Kanlıkavak, Çamlıca gibi memba suları  sebillere günlük olarak taşınırdı.  Resim 7,8 bknz.

“ Resim 7 “  Yaya- Arka Sakalar “  19.yüzyıl Osmanlı Dönemi kartpostal ( Adell Armatür Koleksiyonu )           

Resim 8 kaynak sularına ait Osmanlıca yazılı kurşun mühür ve etiketler, 19.yüzyıl sonu – 20.yüzyıl başı,  (Adell Armatür Koleksiyonu )

 

Genellikle sebil vakfiyesinde suların nasıl temin edileceği belirtilmiştir. Sebil içlerinde vakıf şartlarına göre temin edilen suyun muhafazası veya soğutulması için kullanılan mermer tekne, mermer veya topraktan küpler, bazılarında da kuyu ve sarnıç gibi tesislerin menfezleri bulunurdu. ( Önge, Y.,1997)

Sebillerde sebilin büyüklüğüne göre sayıları bir veya birden fazla olan ve halka su veren sebilci veya “ tas-darlar “olurdu. Tas-darlık kelimesi  Koca Yusuf  Paşa Sebili’nin  vakfiyesinde geçmekte  ve  “ otuz akça  sebilhane ve tas-darlık vazifelerine  mutasarrıf ola “ denilmektedir.( Şerifoğlu, Ö.F.,1995 )

Ayrıca etraf temizliği içinde ayrıca bir görevli olurdu. Sebil vakfiyelerinde  bu görevlilerin işlerini nasıl yapacağı, ücretleri, kaç kişi olması gerektiği gibi hususlar  açıkça  yazılıdır.

 

 

 

 

 

Sebil Tas ve Maşrapaları

Sebil tasları kuplu olmak kaydıyla  yayvan tas şeklinde veya bardak şeklinde kullanılmıştır.

Resim 9, 10

“ Resim 9                     

“Resim 9: Bakır Sebil Tası Osmanlı 19. Yüzyıl Arapça Dualarla Bezelidir.( Adell Armatür Koleksiyonu)

“Resim 10: Tekke İşi Bakır Su Tası Kastamonu işi Anadolu, Osmanlı, 18. Yüzyıl Osmanlıca Al elüne kase’i Ey Mah-ruh, Ver Hüseyin’le Hasan aşkına su, Ya Şifa” yazılı  (Adell Armatür Koleksiyonu )

Kulplu bardaklara “ Maşrapa “ denmektedir. Kullanım ve bakım kolaylığı yüzünden madeni kaplar kullanılmıştır.  Resim 11, 12, 13, 14

 

 

 

 

 

Resim11                                 Resim12                                 Resim13                    

“Resim 11, 12, 13 – Sebil Maşrapaları, 19.Yüzyıl Osmanlı Dönemi Bakır, ( Adell Armatür Koleksiyonu)

Sebil tasları çoğunlukla Bakır üzeri kalay kaplı veya bakır alaşımı olup halkın renginden dolayı sarı dediği pirinçten yapılı olduğu gibi teke ve dergah bölgelerinde olan sebil taslarının kuka gibi ahşaplardan da yapıldığını görmekteyiz. Sebil tas ve maşrapalarının üzerinde  bazen “Sahib-ül  Hayrat “   şeklinde hayrı yapanın ismi, tarih, hangi sebilde kullanıldığı, bazen de “ Al eline tası iç Hasan Hüseyin aşkına su “ , Kuran-ı Kerim’den suyla ilgili ayetler yazılı olmaktadır.Adell Armatür koleksiyonunda  yazılı sebil tas ve maşrapalarının ilginç  örnekler bulunmaktadır. A.Süheyl Ünver  ayet yazılı olan  sebil taslarıyla  seyyar dervişlerin “fisebilillah”  diyerek  parasız su dağıttığını suyu içenlerin şifa niyetine diyerek  içtiklerini belirtmektedir. ( Şerifoğlu, Ö.F.,1995 )  Resim 15

“Resim 15 – Seyyar Sebilci ( Derviş Sebilci) 19.Yüzyıl Osmanlı Dönemi Kartpostal Adell Armatür Koleksiyonu”

Sebilin açık olan her penceresinde yeterli sayıda uzun zinciriyle içeriye bağlı ve dolu olarak tutulurlardı. A. Süheyl Ünver notlarında sebilcinin tasları dolu bulundurduğunu, halkın dolu taslardan birini, zinciri uzun olduğundan dışarı çekerek içip tekrar içeriye koyduğunu, tasların boşaldıkça çalkalanıp gene doldurulduğunu belirtmektedir. (Şerifoğlu, Ö.F. ,1995 )

İstanbul Sebillerinin Gündelik Yaşamdaki Yerleri: Resim 16,17

Resim 16                                                                    Resim 17

“Resim 16, 17 – 19.Yüzyıl Osmanlı Dönemi Kartpostal  ( Adell Armatür Koleksiyonu )

İstanbul Sebilleri bulundukları yerler itibarıyla halkın toplanma yerleri olmuşlardır. Çarşıya gelen halk  dinlenmek için sebillerin etrafını seçer , susadığında suyunu içerdi. 19. Yy, İstanbul kartpostallarında sebillerin  etrafının yaşam alanı haline geldiği görülmektedir. İstanbul’da Ramazan geceleri, kandiller,  bayram günlerinde  halkta  başka bir coşku olurdu. Etraf şenlenir, daha kalabalıklaşırdı. Sebillerin etrafı insanların kaynaşmasına da vesile olurdu.

Sebilleri yaptıran hayırsever insanlar bu coşkuya ilgisiz kalmaz, sebillerde bu günlere özel İçecekler  dağıttırırdı. Sebiller ilk açıldıkları vakit  ilk üç gün veya bir hafta şerbet ikram edilirdi. Cuma ve pazartesi günleri gül şerbeti, diğer günler demirhindi ( temr-i hindi ) ve nar şerbeti. Süheyl Ünver bal şerbetinin de ikram edildiğini belirtmektedir. Bu şerbet ikramı hayli meşakkatli bir hayır vasıtası olmakla birlikte, İstanbul eşrafından biri sebilin günlük, haftalık, aylık masrafını üstlenir bunun için hayırsever insanlar birbiriyle yarışırdı.Sıcak aylarda ramazan gecelerinde de  sular mutlaka soğuk ikram edilirdi.Uludağ’dan ( Keşişdağı ) karlar getirilirdi. ( Pala, İ. ,2009 )

Bunun için sebillerde karlıklar bulundurulurdu. Kandillerde çeşitli şerbetler ikram edilirdi. Bal şerbeti, demir hindi şerbeti daha çok tercih edilirdi. Çeşme ve sebil vakfiyesinde hangi günlerde  hangi şerbetlerin ikram edileceği, yılın hangi aylarında soğuk su ikram edileceği, bunların nasıl temin edileceği , ücretlerinin nasıl karşılanacağı belirtilmekteydi.

Hamidiye Sebili’nde şekerci Hacı Bekirzade merhum  Muhiddin Efendi tarafından , halka kandillerde şerbet, Haziran , Temmuz ve Ağustos  aylarında da karla soğutulmuş  su verildiği  sebil vakfiyesinde yazılıdır. (Şerifoğlu, Ö.F., 1995 ) Resim 18

“Resim 18 – Hamidiye Sebili 19.Yüzyıl Osmanlı Dönemi Kartpostal ( Adell Armatür Koleksiyonu)

 

 

 

İstanbul Sebillerinde uygulanan  koruyucu sağlık önlemleri

Koruyucu sağlık halk sağlığı açısından çok önemli bir uygulamalar bütünüdür. Toplumun gündelik yaşantısında halkı bilinçlendirip hastalık henüz  oluşmadan  kamuya açık olan yerlerde birtakım önlemlerin alınması böylece insan sağlığının korunmasını amaç edinen

bu faaliyetler  içme suyunda  daha da önem arz etmektedir.

İstanbul Sebilleri meydanlarda, çarşılarda, köşe başlarında halkın yoğun olarak kullandığı güzergahlarda yapılmıştır. Sebillerin insan trafiğinin fazla olduğu yerlerde yapılması ve su talep eden herkese suyun aynı taslarda ikramı, özellikle dışarıdan getirilen suların muhafazası, sebillerde birtakım uygulamaları da beraberinde getirmiştir.

İstanbul sebillerinden iki tanesini saray hekimleri tarafından yaptırılmış olması  olayın tıbbi açıdan önemini ortaya koymaktadır.

Sebillerdeki bu uygulamaları şöyle sıralayabiliriz;

  • Su sağlığına dikkat edilmiştir. Dışarıdan getirilen sular günlük olarak getirilmiştir. Sular az miktarlarda muhafaza edilmiş, bekleyen suyun içme suyu kalitesinin  azalmasının önüne geçilmiş , bekleyen suyun içine dışarıdan suya karışabilecek yabancı cisim gibi insan sağlığına zararlı etkileri olabilecek  hususlar bertaraf edilmeye çalışılmıştır.Bu amaçla sebil içlerine mermer tekne,mermer veya toprak  su küpleri yaptırılmıştır.

 

  • Sebillerde temizliğe çok önem verilmiştir. Günlük olarak sebil tasları ve sebil genel temizliği itina ile yapılması içi sebil vakfiyelerine emir ve hükümler konmuştur..Sebil içindeki ve çevresindeki toz ve çöplerin toplanması ve etrafın tertip düzeni için  sebilci dışında ayrıca bir görevli tahsis edilmiştir.

 

  • Mevsimlere göre dağıtılan suyun sıcaklığı ayarlanmıştır. Soğuk havalarda soğuk suyun üst solunum yolu enfeksiyonlarına yol açmaması için kışın ılık su verilmiştir. Yazın hararetin fazla olduğu zamanlarda karlı, soğuk su ikram edilmiştir.

 

  • Sebillerde içim kalitesi iyi olan memba suları dağıtılmıştır. Çamlıca, kanlıkavak, Göztepe ve hamidiye gibi dönemin iyi cins içme suları ikram edilerek halk memba-kaynak sularına özendirilmiştir. Sağlıklı ve içim kalitesi yüksek kaynak sularıyla yaşam kalitesi arttırılmıştır.( Dursun, A. H. , 2011 )

.

  • İstanbul’da bulaşıcı salgın ishal dönemlerinde sebillerde halka tedbir amaçlı olarak kaynatılmış su dağıtılmış olup bu koruyucu sağlık açısından çok önemli bir uygulamadır. ( Ergin, O., 1939 ) Kaynak sularına muhtemel bulaşma riskine karşı suyun kaynatılması öteden beri uygulanan bir önlemdir.

 

 

 

 

 

 

 

Sonuç

İstanbul Sebilleri suya düşkün olan Osmanlı Toplumunda  suyun paylaşılması, yardımlaşma ve hayırseverliğin su mimarisiyle  güzel bir buluşmasıdır. Bir çok sebil  mimari yapısı, kitabelerindeki muhteşem hat sanatı örnekleriyle mimari birer abide olarak İstanbul’u süslemektedir.

Sebiller vakıf kültürünün güçlü olduğu Osmanlı toplumunda İstanbul ahalisine iyi içme suyunun tedarik edilmesinde çok önemli katkılarda bulunmuştur. ( Gök, M. ,2010 )

Padişah ve saltanat ailesi, saraylılar ve devletin ileri gelenlerinin hayratları en çok yaptıranlar listesinin başında olmaları sebil ve diğer hayratların ciddi yapım maliyetlerine katlanabilecek maddi imkanlarının olması, hem hayır işlerinde halkı teşvik etmek hem de sevaplarına nail olabilmek için hayrat çeşme ve sebillerin yaptırılmasında öncü olmak istemeleriyle açıklanabilir. Meslekleri itibarıyla yaşamları denizlerde,  sularda geçen Osmanlı Denizci’lerinin hatırı sayılır miktarda sebil yaptırmaları uzun deniz yolculuklarında susuzluğun ne olduğunu içme suyunun kıymetini daha iyi bilip anlamalarıyla, suya olan sevgi ve hürmetleriyle açıklanabilir.

16.yy ve 18.yy arasında fazla miktarda sebil yapılması bu dönemlerde Kırkçeşme Suları ve diğer su yollarının devreye alınarak su temini konusunda yapılan ciddi yatırımların semeresini vermesi neticesinde suyun bol ve ulaşımının kolay olmasıyla halkın su hayratları yaptırmasının teşvik edilmesidir. (Çetintaş, S. ,1944 )

Hayratların yaptırılmasındaki en önemli etken İslami literatürde insanlığın ortak yararı ve kullanımı için yaptırılan çeşme, sebil, su kuyusu açma,  hamam, ağaç dikilmesi,  köprü, aşevi, okul, yurt gibi hayır müesseselerinin sıkça öneminden bahsedilip, teşvik edilmesidir.

Bu müesseseleri yaptıranların veya yaptırılmasında öncülük edenlerin kıyamete kadar amel defterine sevapların yazılacağının bilinmesi katalizör vazifesi yapmış ve insanlar Osmanlı Dönemi’nde bu hayırlar için birbirleriyle yarışmışlardır.

İstanbul Sebilleri halk sağlığı açısından önem arz eden sağlıklı içme suyunun insanlar la buluşturulmasında etkin bir rol oynamışlardır. Özellikle salgın hastalık durumlarında kaynatılmış suyun dağıtılması koruyucu sağlık açısından dikkate değerdir.

Günümüzde birçoğu vakıfların yönetiminde olan sebiller maalesef yapılış gayeleri dışında kullanılmaktadır. Bu da sebil vakfiyelerindeki insanlara  hayır için ücretsiz su verilmesi için vakfedilen bu yapıların vakıf mantığıyla da çeliştiğini göstermektedir.

Sebil yapıları mimari yapılar olarak ayakta durmasına rağmen büfe, cafe yemek salonu,  gazete bayisi, saatçi,  cami görevlisi odası, kitap satış yeri vb. için kullanılmaktadır.

Bu günlerde yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan sebillerin günümüze kadar ulaşanlarından öncelikle sanatsal değeri yüksek olanlardan başlanarak restore edilip acilen koruma alınması gereklidir.

Su uygarlığına başkentlik yapmış İstanbul’da su medeniyetimizde özel bir yeri olan sebil geleneğimizin unutulmamasını sağlamak ve bu kültürü yaşatmak hepimizin görevidir.

Birçok sebilin mülkiyeti elinde olan ilgili devlet bakanlığı ve bağlı vakıf idarelerinin hiç olmazsa İstanbul’da anıtsal sebil binalarını başka amaçlarla kullanan kiracılarını çıkartıp bu sebillerin restorasyonunu yaptırarak, eskiden olduğu gibi vakıf memba suyu olan Taşdelen suyunu ramazan akşamları, kandiller, dini bayramlar gibi özel gün ve gecelerde halkımıza dağıtarak su kültürü geleneğimizin yaşatılmasına katkıda bulunabileceğine inanıyoruz

Referanslar

Arseven, C.E.,1952, Sanat Ansiklopedisi-Milli Eğitim Basımevi,Sayfa: 1772-1773

Ayvazoğlu, B., 2011, Şehir Ve Kültür – İstanbul, profil yayıncılık , İstanbul Sayfa :41

Ergin, O.,1939, Türk şehirlerinde İmaret Sistemi, Cumhuriyet matbaası, İstanbul, Sayfa:41

Eyice, S. ,1993,  Çeşme-İslam Ansiklopedisi Cilt VII, Türkiye Diyanet Vakfı ,  Ankara Sayfa: 277 - 288

Çetintaş, S. ,1944, Türk’lerde Su – Çeşme, Sebil –Güzel Sanatlar Dergisi, Maarif Matbaası,Sayfa : 125- 147

Dursun, A. H. , 2011, Şehir Ve Kültür – İstanbul, Profil Yayıncılık, İstanbul, Sayfa : 138

Gök, M.,-Demirkol, A. S., 2010- Suyun Binbir  İmgesi: Eski İstanbul Yaşantısında Su- Ab-ı Hayat geçmişten Günümüze İstanbul’da Su ve Su Kültürü, Korpus yayıncılık, sayfa 71- 77

Kumbaracılar, İ.,2010, İstanbul Sebilleri ,1938,  2. Basım 2010 - Kapı Yayınları,Sayfa: 3 – 144

Nevevi, 2009, Riyazu’s Salihin , Işık Yayınları, İstanbul, Sayfa: 300

Önge, Y.,1997,Türk Mimarisinde Selçuklu Ve Osmanlı Dönemlerinde Su Yapıları- Türk Tarih Kurumu Basımevi-Ankara , Sayfa: 18- 26

Özdeniz, E. ,1995, İstanbul’daki Kaptan - ı Derya Çeşme Ve Sebilleri-Deniz kuvvetleri Komutanlığı Kültür Yayınları, İstanbul, Sayfa :107- 120

Özkafa, F.,2010,Türk Su Mimarisinde  Hat Sanatı Uygulamaları- Su Medeniyeti Sempozyumu, Konya B. B. KOSKİ  Genel Müdürlüğü-Konya ,Sayfa. 314- 331

Pala, İ. ,2009,Dört Güzeller- Toprak, Su, Hava, Ateş-3. Baskı, Kapı Yayınları - İstanbul,Sayfa: 177- 181

Şerifoğlu, Ö.F.,1995, Su Güzeli- İstanbul Sebilleri-İ.B.B. Kültür  İşleri Daire Başkanlığı, Sayfa

:  76, 156, 158

Türk Dil kurumu,1988, Türkçe  Sözlük-Türk tarih Kurumu Basımevi-Ankara, Cilt II,Sayfa: 1927

Yavuzarslan, P.,2010,Şemseddin Sami- Kamus-ı Türki, Türk Dil Kurumu, Sayfa: 1043

Kaydet
Left Alışverişe geri dön
Siparişiniz

You have no items in your cart

Sale

Unavailable

Sold Out