TÜRKİYE’DE MUSLUĞUN, ARMATÜRÜN, BATARYANIN TARİHÇESİ, GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE MUSLUKLAR

Anadolu Selçuklularının Anadolu’da yaptırdıkları çeşme, hamam, şadırvan gibi su kullanım tesislerine kaynaklardan su getirildiği bilinmektedir. Bu tesislerde, özellikle çeşmelerde su doğrudan yalağa dökülmeden önce bazen bir taş oluktan veya ağaçtan oyulmuş bir çörtenden, bazen de madeni bir borudan yalağa akardı.

Musluğun öncüsü olarak kabul edilen ve çeşmelerde suyun aktığı yerlere takılan bu madeni borulara daha sonraları “lüle” adı verilmiştir. Osmanlı çeşme mimarisinde çok kullanılan ve aynı zamanda bir “su ölçme birimi” olan lüle, Selçuklular zamanında da kullanılmıştır. Anadolu Selçukluları’ndan günümüze kadar gelebilen çeşme yok denecek kadar azdır ve bu çeşmelerden lülesi orijinal olanların sayısı enderdir. Topkapı Sarayı’nda günümüze kadar gelebilen tarihi lüle ve musluklar arasında en eski olanı “Hırka-i Saadet Dairesi”nin Revan ve Bağdat Köşklerine bakan ve “Arzhane” denilen cephesindeki bronz lülesidir. Cumhuriyet Dönemi’nin ilk yıllarında Osmanlı sanatının son devrine ait olan yeni klasik üslupta geliştirilmiş motifli muslukların ve çift musluk şeklinde olan bataryaların üretimine devam edilmiştir. 1950’li yıllardan itibaren atölyelere elektriğin girmeye başlaması ile yeni teknikler geliştirilmiştir. Bu yıllarda musluk gövdesinde sızdırmazlık için cam suyu kullanılıyor, dökümden kaynaklanan hatalar lehim ile dolduruluyordu. Ürünün temizliği açısından musluklara tesviye ve polisaj işlemleri uygulanmaya ve krom kaplanmaya başlanmıştır. Musluk üretimi sanayinin başlaması ile ithal ürünlere ihtiyaç duyulmayacak kalite ve miktarda üretim gerçekleştirilmiştir. 1980’li yılların başında iki el ile sıcak-soğuk suyun karışımını sağlayan bataryaların yanı sıra tek el hareketi ile sıcak-soğuk suyun karışımının ve musluğun açılıp kapatılmasını sağlayan küresel ve seramik diskli salmastra gruplu mix seriler devreye girmiştir.

 

Su bütün din ve kültürlerde kutsaldır. Canlı olan her şey sudan yaratılmıştır. Canlılar için en önemli nimet olan suyun kaynaklardan, çeşmelerden kamusal alanda ve evlerde kullanılabilmesi için ihtiyaç duyulan, mimarti anıtsal çeşmelerin ve evlerimizin estetik birer ayrılmaz parçası musluklar….

“Musluk” kelimesi, Arapça’da devamlı su akan boru anlamına gelen “maslak” kelimesinden dilimize geçmiştir. Şemseddin Sami, musluk kelimesini, “Kâmus-i Türkî”de: “Suyu istenildiği vakit akıtıp istenildiği vakit kapamak üzere çeşme vesaireye takılan burma” olarak tanımlamıştır.

Celal Esat Arseven ise Sanat Ansiklopedisi’nde musluğu “Borudan gelen suyu istenildiği vakit kesmeye veya akıtmaya mahsus olarak çeşmelerdeki boru ağızlarına takılan tunç veya pirinçten bir alettir ki, üstünde bulunan kulak gibi yerinden burulduğu vakit içindeki delik yana gelerek suyun geçmesine mani olur.” şeklinde tanımladıktan sonra şunları eklemektedir: “Burulduğu için eskiden buna burma denilirdi. Sonraki maslak kelimesinden gelen musluk tabiri taammüm etmiş ve burma tabiri terk olunmuştur.” Aynı eserin “Burma” maddesinde ise “Musluğa verilen eski isimdir. Su borularının çeşmedeki ağzına takılan ve burularak açılıp kapatılan eski şekil musluklar ki, bunlara ‘çeşme burması’ denilirdi.” şeklinde tanımlanmıştır.

Musluk günümüzde kullanılan ansiklopedilerden Meydan Larousse’da ise; “Dışarıdan idare edilen bir tapa yardımı ile bir boru içindeki akışkanı durduran veya yeniden başlatan cihaz” olarak tanımlanmaktadır. Musluk, dilimizde sadece su için değil, diğer sıvılar ve gazlar için de kullanılan bir sözcüktür. Musluklar içinde önemli bir bölümü kapsayan su muslukları ise asırlardın beri kullanılan ve bilinen basit aparatlardır. Muslukla birlikte vanalar da suya yön vermek, kontrol etmek için kullanılan önemli unsurlardan biridir.

Eski musluklar kullanıldıkları yerlere ve şekillerine göre çeşme muslukları, sebil muslukları, semaver ve kazan muslukları, şadırvan muslukları, lavabo muslukları, fıçı musluğu, köşk ve kasırlarda bayanlar tarafından el yüz yıkamak için kullanılan musluklar, hamam kurnaları üzerine takılmış musluklar gibi sıcak ve soğuk suyu birlikte akıtan musluklar olarak sınıflandırılmaktadır.

Musluk terminolojisinde Burma, çeşme tabirlerinin yanında açma kapatma düzeneği olmayan devamlı akar olan musluklar için horhor musluğu, lüle tabirleri de kullanılmıştır.

Bu musluk tiplerinden mahalle çeşmelerinde kullanılan horhor tipi olanlar özellikle suyun tazyikle aktığı ve bu akan suyun sesinden ismini almış olan musluklardır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş.’nin yayımladığı, İstanbul’un ilçe ve semtlerinin hikâyelerinin anlatıldığı kitapta, İstanbul Fatih ilçesindeki Horhor semtinin konu edildiği bölümde, fetihten sonra Fatih Sultan Mehmet’in Fatih’te dolaşırken bu bölgede yeraltından kuvvetli su seslerinin geldiğini ve buraya çeşme yapılmasını istediği aktarılır. Yapılan çeşmeye Horhor Çeşmesi adı verilmesinin nedeninin bu olduğu rivayet edilir. Çeşme, daha sonra içinde bulunduğu mahalleye de adını vermiştir.

Avrupa dillerinden esinlenerek günümüzde musluklara, bataryalara “armatür” de denilmektedir. Musluklardan soğuk ve sıcak su kullanımına imkân veren tiplerine batarya denmektedir. Bunun yanında, batarya ve musluklar, açma-kapama mekanizmalarına göre de salmastralı musluklar, seramik diskli musluklar, küresel salmastralı musluklar olarak sınıflandırılmaktadır.

Günümüzde genel olarak “Banyo ve Mutfak Armatürleri” tanımı daha çok kullanılmaktadır. Armatürler, kullanım şekline göre manüel, zaman ayarlı ve fotoselli otomatik olarak sınıflandırılmaktadır. Ayrıca, yangın musluğu, boşaltma musluğu, şamandıralı musluk, şadırvan musluğu, çamaşır musluğu, taharet musluğu ve laboratuar musluğu gibi pek çok musluk farklı kullanım alanlarına ve kullanım amaçlarına göre üretilmekte ve tanımlanmaktadır. Kullanım suyu musluğu ya da içme suyu musluğu olarak da tanımlanan ve kullanılacak suya göre üretilen musluklar da mevcuttur.

Gelişen ihtiyaçlar doğrultusunda pirinç hammadde yanında su dışı kullanımlar için akışkanın kimyasal yapısına uygun olarak endüstriyel plastik ve paslanmaz malzemelerden de musluklar üretilmektedir.

 

OSMANLI DÖNEMİ MUSLUKLAR

İstanbul su uygarlığının başkentidir. Tarihi boyunca ‹stanbul’da suyla ilgili tesislere çok önem verilmiştir. Dolayısıyla Osmanlılar’dan pek çok musluk kalmıştır. Osmanlı dönemi İstanbul’unda muslukların durumu açısından iki çeşit çeşme vardı. Birincisi “sade lüleli” denilen ve sürekli akan çeşmeler, diğeri de “burma lüle” ya da “burma lüleli” denilen çeşmelerdi. Burma lüleli çeşmelerin farkı basit lülelerin yerine konulan burma lüleli musluklardı. Burma lüleli musluklara bazen yalnızca “burma” dendiği de olurdu.

İstanbul’daki her şey gibi, burma lüleli muslukların üretimi de bir loncaya bağlı olarak gerçekleştiriliyordu. “Dökümcüler Loncası” diye bilinen bu esnaf grubunun Süleymaniye’de, Odunkapısı civarında faaliyet göstermiş olduğu bilinmektedir.

Halk arasında bakır madeni kutsal sayılmıştır. Dolayısıyla, musluklar, şifa tasları gibi suda kullanılan birçok eşya bakır, bakır alaşımlarından yapılmıştır. Anadolu Selçukluları döneminde ve Osmanlı ilk dönemlerinde bakır-kalay alaşımı olan bronzdan, 18. Yüzyıl–19. Yüzyıl sonu ve 20. Yüzyıl başlarında bakırçinko alaşımı olan ve halk arasında renginden dolayı sarı diye bilinen pirinç alaşımından yapılmıştır. Süleymaniye işi sarı musluklarda Osmanlıca “ Birinç” damgası bulunmaktadır.

Türk-İslâm şehri olarak İstanbul’da suyun mümkün olan her yere götürülmesine çalışıldığı gibi, yerinde kullanılmasına, zayi ve israf edilmemesine de dikkat edilirdi. Aslında daha ilk başta bunun önüne geçilebilecek şekilde davranılır, su verilecek yerin ne kadar suya ihtiyaç duyacağı hesaplanır ve o kadar su verilirdi. Ama lüle adı verilen, çeşme ve musluklara takılan küçük boruyla yapılan bir akar sistemi, suyun sürekli akmasına neden olduğundan su israfının önüne geçilemezdi. Su boş yere akar, sokakları çamur kaplardı. Bu duruma karşı kayıtsızlık, “Mahalle çeşmesinden kesintisiz akan su, Osmanlı insanının kafasında sonsuzluk imgesini yeterince canlandırabiliyordu.” şeklinde açıklanmıştır. Ancak 16. Yüzyıl’ la birlikte su sıkıntısı baş göstermiş, muslukların kullanımı da herhalde en çok bu nedenle teşvik edilip yaygınlaştırılmıştır. İlk olarak 1560’lı yıllarda çeşmelere “burma lüle” adı verilen musluklar takılmaya başlanmıştır. Sürekli akan çeşmelerdeki sade lüleler, burmalıya çevrilince o çevrede başka çeşmeler yapılmasına imkan verecek kadar su tasarrufu yapılabilmekteydi. 1577 tarihli Mühimme Defteri kaydı, bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Kayda göre, suyun çeşmeden boşuna akmaması için konulan burma lüleden tasarruşa kazanılmış su sayesinde yeni çeşmeler yapılabilmiş ve ardından halk israfa bile başlamıştır.

Osmanlı döneminde ilk defa Kanuni Sultan Süleyman döneminde bir ferman yayımlanarak burmalı lülelerin kullanılması zorunlu hale getirilmiştir. M. 1564 tarihli bu fermanda şöyle denmiştir: “İstanbul Kadısına ve Suyolu nazırına hüküm ki, bundan akdem anaya enmeğe kabil olmıyan bazı sade lülelu çeşmeler gice ve gündüz akub sokakları balçık eyledüginde ötürü zikr olunan çeşmelere burma lüle dakılub artan suyu kendü akçeleri ile bazı Müslümanlar çeşme ve musluk bina eylemek istediklerinde (…) çeşmelere burma lüle dakılub murad eyliyen Müslümanlar kendü akçeleri ile çeşme ve musluk bina eylemesi içün emr-i şeriŞm virilmiş idi ol emr-i şeriŞm mucebince ol asl çeşmelere burma lüle dakılduğundan mahalle imamı ve cemaat akan su bağçelerimize ve bostanlarımıza akmak eciliyün bu su bize virilmiştir. Yabana akarsa aksun lüleye rızamız yoktur deyü emrime muhalefet idüb ve dakılan lüleyi birkaç defa ufatduklarun bildirmegin buyurdum ki, ol asl çeşmelere burma lüle dakılduğundan lüleyi ufadan eger sipahi ve sair kullarım ta’ifesi ise kapuma ar eyliyesin ve eger şehrlü halkından ise mukem hakkından geldükden sonra cerimesin aldurasın ve yabana akmak eciliyçün burmayı açuk koyanların dahi vech-i meşruh üzre haklarından gelesin. Fe emma bu bahane ile asl suya zarar ve ziyan gelmekden gayet hazer idesin ve bundan akdem lüleler dakılmış iken mahallede bazı kimesneler lüleri bozub zayi itmişler dahi buldurasın. (Mezbur nazıra virildi.) Fi gurre-i Muharrem 972.”

Kanuni Sultan Süleyman döneminde Mimar Sinan birer sanat abidesi olan su kemerlerini yaptırarak Kırkçeşmeler vasıtası ile İstanbul halkını suyla buluşturmuştur. Malik Aksel’in sözleriyle: “İstanbul’da Bizans’ın bin yılda sarnıç ve mahzenlerde hapsettiği sular, fetihten sonra, sebiller, selsebiller, şadırvanlar çeşmeler, fıskiyeli havuzlar, sertablar ve bentlerle hürriyetine kavuştu.” Mimar Sinan bu dönem itibariyle İstanbul’da su sorununu çözmüştür. Kanuni Sultan Süleyman’da kendisinin evine su hattı çekmesine izin vermiştir. Zaman içerisinde İstanbul nüfusunun artması ve diğer sebeplerle özellikle 16. Yüzyıl son çeyreğinde yine İstanbul’da ciddi bir su sıkıntısı çekildiğinde halk arasında Mimar Sinan için evinde izinsiz su hattı çektirip su kullanıyor söylentileri en sonunda kendisinin saraya şikâyet edilmesine yol açmıştır. Bunun üzerine Padişah III.Murad 1577 tarihli bir fermanla İstanbul kadısından olayı soruşturmasını istemiştir. Bu fermanda “İstanbul kadısına hüküm k;, hala rikabı hümayunuma rık’a sunulub mimar başı olan Sinan için merhum ve mağrifun-leh ceddim Sultan Süleyman tabe serahü imaret-i amiresi suyundan bir lüle su alub kendü kapusu önünde bir büyük hazinelü çeşme bina idüb ve çeşme kurbinde mermerlerden bir sanduk şeklide bir nesne yabdırub çeşme canibinde bir delük koyub öte canibe künk döşeyip evlerinde hamamlar ve musluklar itdirüb ve taşra çeşmenin lülesine asılan başı bir oluk peyda idüb çeşme lülesine berkidüb su hazinesin günde iki def’a tamamen boşaldub Kağıthane suyu gah serseri ugradugı yire kendü evinde kuyu kazub ve lağım idüb ol kuyuyu dahi istimal idüp ve kendü evi etrafında dükkanlar temam oldugı yerde üstü kurşun örtülü bir damı kesdirüb kurşunun kerestenin evine daşıdub vakfa gadir eyledügi hususa vech-i meşrüh üzre olmağla Tıb medresesile üç medresenin suyu kalmıyub abdeste ve sair havayice kifayet eylemedügi ve bunlardan ma’ada dahi bazı husus yazılub şikayet olunmagıyçün vakf-ı mezburun mütevellisi marifeti ile sana gönderildi.

Buyurdum ki, vusul buldukda gönderilen rık’ada mastur olan mevaddı yerlü yerinde mütevelli marifeti teftiş itradürüb göresin.Ş’l imaret-i amire suyundan bir lüle su alunduğu vaki midür ve temessük ile almışdur ve çeşme kurbinde bina eyledügi sanduğun imaret-i mezbure suyuna şer’an zararı varmıdır ve Kağıthane suyu yirine lazum idüb ol suyu istimal eyledügü vaki midir niçin kesmişdir emir ile mi kesmişdir aslı nedir ve sair isnad olunan hususlar vaki midir nedir yerlü yerinde görüb her hususda aslına ve hakikatine vakıf ve muttali olub subut bulduğu üzre mufassal yazub bildiresin (Sahib-i saadete gönderildi) Fi 25 c 985 (1577)”.

Bu ferman ile yapılan soruşturma neticesinde ömrünün son demlerinde Mimar Sinan huzura çıkmıştır. Yapılan soruşturma neticesinde divanda alınan karar ile evindeki suyun kesilmesine karar verilmiştir. Vefat anlarında yanlarında bulunanlar dudaklarını ıslak bir bezle ıslatmak istediklerinde evdeki çeşmenin akmadığını görmüşler ve Mimar Sinan suya hasret bir şekilde vefat etmiştir.

Günümüzde gerek özel koleksiyonlarda, gerekse müzelerin koleksiyonlarında, çok sayıda musluk vardır. Musluklar kolaylıkla taşınabilen ve yeniden yerleştirilebilen eserler olduklarından, kesin olarak tarihlendirilmeleri güçtür. Mahalle çeşmelerine takılan burma lüleli musluklar, oldukça sade, hattâ kabaydı. Buna karşın, konaklarda ve saraylarda kullanılanlar son derece süslüydü. İşte bu nedenle, muslukların bezeme özellikleri dikkate alınarak bunların nerede kullanılmış olabileceklerine dair kabaca bir tahminde bulunmak mümkündür. Örneğin Topkapı Sarayı’ndaki çeşmelerin, ayna taşları, muslukları ve yalaklarıyla bir bütün olarak ele alındıkları anlaşılmaktadır. Üstelik bu çeşmeler ve muslukları, Osmanlı Devleti’nin en güçlü ve zengin olduğu zamanda sarayı ziyaret eden yabancıların sayısız gözalıcı ayrıntı içinde dikkatini çekecek kadar süslüdür.

Klasik devir musluklarında sad eve zarif modeler, açma kapama düzeneklerinde de stylize kubbemsi yapılar görülmektedir. 18.Yüzyıl başlarından itibaren süslü ve gösterişli musluklargörülmekte, selçuklular döneminde kullanılan ejder başı stylize edilerek suyun aktığı çıkış uçları ters lale görünümüne dönüşmektedir. Yine 18. Yüzyılda açma kapama düzenekleri bitkisel palmet, istiridye- ışınsal mtifli, suyun aktığı çıkış uçları sarık motifli olarak dikkati çekmektedir.

Değişen sanat anlayışı, değişen yaşam biçimiyle içiçe bir görüntü çizer. Yalnızca tek su akıtmak için kullanılan musluklar haricideki muslukların da zaman içinde kullanılmaya başlanmış olduğunu görmekteyiz. Özellikle saray ya da konaklar, 19. Yüzyıl’dan itibaren hem sıcak, hem de soğuk suyu akıtmak için çift kollu musluklar konulmuştur. Örneğin Topkapı Sarayı hamamlarında, soğuk ve sıcak suyu birleştirerek tek ağızdan veya iki kolu birleşerek iki ayrı ağızdan ya da sıcak ve soğuk suyu iki ayrı ağızdan akıtan yan yana iki musluğun yerleştirildiği görülür.

CUMHURİYET DÖNEMİ MUSLUKLAR VE MUSLUK ÜRETİMİ

Cumhuriyet Dönemi’nin ilk yıllarında, Osmanlı sanatının son devrine ait olan yeni klasik üslupta geliştirilmiş motişi muslukların ve çift musluk şeklinde olan bataryaların üretimine devam edilmiştir. Bu yıllarda musluk ve bataryaların imalatı, Ermeni ve Rum ustalarca sadece kum kalıplara döküm yapılarak “kum döküm” olarak tanımlanan yöntemle küçük atölyelerde yapılıyordu. Bu musluk kalıpları o dönemlerde el tipi tezgâhlarda ilkel yöntemlerle yapılmaktaydı. Kok kömürüne hava üşenmesiyle eritilen hurda parçalarla yapılan kum döküm işleminde 1950’li yıllardan itibaren atölyelerde kok kömürü yerine brülör-mazotlu ocaklar kullanılmıştır. Zaman içerisinde Ermeni ve Rum ustalar yanlarına Osmanlı Müslüman tebaadan da çıraklar alıp bunları yetiştirmiştir.

Cumhuriyetin ilk yıllarından başlayarak musluk üretiminde daha ucuz maliyetli ve işlemesi kolay olan için bakır- çinko alaşımı olan pirinç tercih edilmiştir.

Cumhuriyet Döneminin ilk yıllarında musluk imalatı yapan Ermeni ustalar ve aileler aynı zamanda musluk satışlarını da yine kendileri yapmaktaydı. İstanbul’da Galata’da Perşembe Pazar’ında ve Karaköy civarında muslukçu dükkânları bulunmaktaydı. ‹stanbul musluk ticaretine o dönem büyük katkıları olan Gasbaryan Ailesinden Gasbar Gasbaryan’ın bir ödemesini yine Cumhuriyetimizin ilk inşaat malzemeleri ve musluk ticaretini yapan değerli büyüğümüz rahmetli Koçzade Ahmet Vehbi Bey (Vehbi Koç) aracılığıyla tahsil ettiğini gösteren ve Adell koleksiyonunda yer alan bu doküman, Türk Musluk tarihi açısından önemli bir arşiv evrakıdır. Bu vesilesiyle yazıda ismi geçen aileyi anıyoruz ve Vehbi Koç’a da Allah’tan rahmetler diliyoruz.

Musluk gövdesinde sızdırmazlık için cam suyu kullanılıyor, dökümden kaynaklanan hatalar lehim ile dolduruluyordu. Ürünün temizliği açısından musluklara tesviye ve polisaj işlemleri uygulanmaya ve krom kaplanmaya başlanmıştır. Musluk üretimi sanayinin başlaması ile ithal ürünlere ihtiyaç duyulmayacak kalite ve miktarda üretim gerçekleştirilmiştir. 1960’lı yıllarda yerli sanayinin üretime başlaması ile ithal ürünlere ihtiyaç duyulmayacak kalitede ve miktarda yerli sanayi kurulmuş oldu. Daha sonraki yıllarda musluklar, döküm tekniğinin yanında “Preste Sıcak Şekillendirme” yöntemiyle üretilmeye başlamıştır. Böylelikle yüzey kalitesi arttırılmış, dökümden kaynaklanan sızdırma problemleri büyük oranda sorun olmaktan çıkmıştır.

Batarya dökümünde de taslak elde edilmesinde kullanılan basit kuma döküm tekniği ile gelişmiş çelik kalıplarda döküm yapılmaya başlanmıştır. Çelik kalıpta döküm önce elle yapılırken zaman içerisinde “kokil döküm” denen makineli döneme ve alçak basınçlı döküm tekniğine geçilmiştir.

Talaşlı imalat denilen musluk işleme usulleri de bu dönemde gelişmiş, tek tek basit muslukçu tezgâhları da zaman içerisinde yerini tek bağlama tüm mekanik işlemlerin yapıldığı transfer tezgâhlarına, bilgisayarlı CNC işleme merkezlerine, özel tasarımlı teknolojik makinelere bırakmıştır.

1980’li yılların başında iki el ile sıcak-soğuk suyun karışımını sağlayan bataryaların yanı sıra tek el hareketi ile sıcak-soğuk suyun karışımının ve musluğun açılıp kapatılmasını sağlayan küresel ve seramik diskli salmastra gruplu mix seriler devreye girmiştir. Ülkemiz musluk ve vana sanayicileri dünya şirketleriyle boy ölçüşecek teknoloji ve bilgi birikimine sahip olmuştur. Türk ürünü musluk ve bataryalar pek çok ülkede suyu insanlarla buluşturmaktadır.

GÜNÜMÜZDE MUSLUK BATARYA ÜRETİMİ

Günümüzde musluk ve bataryaların üretiminde insan sağlığına zarar vermeyen, içinden geçen suya karışmayan ve yıllar içinde kronik metal zehirlenmesine yol açmayan, Avrupa normlarında pirinç bakır alaşımları kullanılmaya devam edilmektedir.

Ülkemizde musluk ve batarya üretiminde pek çok firma üretim yapmaktadır. Teknolojileri, sistemleri, tesisleri ve kalitesi ile dünya şirketleri ile boy ölçüşecek ölçeği yakalamış üreticiler mevcuttur.

Geçmiş dönemde pirince daha ilkel şekilde şekil verilerek oluşturulan musluklar, günümüzde modern tesislerindeki muhtelif tonajlarda preslerden oluşan pres hattı, otomatik döküm makinelerinden oluşan modern döküm hattı, üniversal ve CNC makinelerden oluşan talaşlı imalat hattı ve otomatik montaj, test, ambalaj hattı ile çok daha modern ve gelişmiş şekillerde üretilebilmektedir.

SONUÇ

Muslukların değerli bakır alaşımlarından yapılmış olması, yeniden başka ürünlerin yapılmasına olanak vermesi ve muslukların kolay sökülebilmesi gibi nedenlerden dolayı tarihi muslukların pek çoğu eritilmiştir.

Günümüzde ne mutlu ki koleksiyonerler sayesinde geçmiş dönemlere ait musluklar geleceğe taşınmaktadır. Bildiğimiz kadarıyla özel koleksiyonlardan Elginkan Vakfı’nın güzel bir musluk koleksiyonu, koleksiyoner Gökhan Turhan’ ın önemli bir musluk koleksiyonu, YütaşYapı’ dan Ferhan Özkalp Bey’ in Avrupa makine ve fıçı muslukları koleksiyonu, Koleksiyoner Naim Arnas Bey’ in güzel muslukları, Dr. Edgar Poffet Bey’ in bir zamanlar aldığı musluklar, Adell Armatür Ab- Hayat koleksiyonundaki musluk koleksiyonu göze çarpmaktadır. Umuyorum musluk koleksiyonerlerinin herbirinin musluk koleksiyonuna başlama hikayeleri, ilginç anıları ayrı bir yazı konusu olacak kadar ilginçtir.

Bugün musluklar taşınır kültür varlığı kapsamında olup müzeye tescil edilmesi gerekli olan eserler konumundadır. Musluk koleksiyonu yapabilmek için koleksiyonerlik belgesi gerekmekte olup koleksiyonlar bağlı olduğu ilgili müzenin kontolü ve denetimine tabidir. Türk Ve İslam Eserleri Müzesi ve Topkapı Sarayı Müzelerinde şaheser musluklar bulunmaktadır. Musluklar konusunda yayınlar yetersiz olmakla beraber Elginkan Vakfının ve Adell Armatür firmasının ilgili yayınlarını ilgilenenler için önerebiliriz.

Musluklara ilgi duyup günümüze kadar ulaşmasını sağlayan güzide koleksiyoner, sanatseverlere, büyüklerimize, musluk koleksiyonlarını barındıran kurumsal firmalara müteşekkiriz.  Bu işe gönül verenlerden hayatta olanlara sağlık ve afiyetle uzun ömürler, vefat edenlere Allah’ tan rahmetler dileyip ruhları şad olsun diyoruz.

KAYNAKÇA

Alantar, H- 2007, Motiflerin Dili, İTKİB, sayfa:211- 215

Arseven, C. E-1950, Sanat ansiklopedisi, MEB, Cilt1, Sayfa: 302, Cilt 3, Sayfa: 1475

Belli, O- 2004, Anadolu’ da Kalay ve Bronzun Tarihçesi- Suna –İnan Kıraç Akdeniz medeniyetleri Araştırma enstitüsü, Sayfa: 117- 118

Çetintaş, S- 1944, Türlerde Su- Çeşme- ebil, Güzel Sanatlar Dergisi 5, Maarif Basımevi, Sayfa: 125- 147

Elginkan Vakfı- 2001, Osmanlı’ dan Bugüne Musluklar, Sayfa: 55- 85

Işın, E- 1999- İstanbul’ da Gündelik hayat, YKY, Sayfa: 245- 258

Kültür A.Ş.- 2007, İstanbul’un İlçe Ve Semt Adları 11, İBB, Sayfa: 25

Refik, A- 1988, Onuncu Asr- i Hicri’ de İstanbul Hayatı, Enderun matbaası, Sayfa: 17

Tanışık, İ. H- 1943, İstanbul Çeşmeleri, Maarif Matbaası, Sayfa: 286

Topçu, E.- 2010, Geçmişten Günümüze Musluğun Tarihi, Ab- I Hayat Geçmişten Günümüze İstanbul’ da Su Ve Su kültürü, Korpus Yayıncılık, Sayfa: 99- 107

KaydetKaydetKaydet
Left Alışverişe geri dön
Siparişiniz

You have no items in your cart

Sale

Unavailable

Sold Out